BİR AYRILIŞ HİKAYESİ
Salı, Ocak 8th, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl, kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beş yüz, yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki:
BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN
Pazar, Ocak 6th, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »1 Senin adını kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım. Malum ya, bulunduğum yerde ne sapı sedefli bir çakı var, (bizlere âlâtı-katıa verilmez), ne de başı bulutlarda bir çınar. Belki avluda bir ağaç bulunur ama gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak... Burası benden başka kaç insanın evidir? Bilmiyorum. Ben bir başıma onlardan uzağım, hep birlikte ...
BİR GEMİCİ TÜRKÜSÜ
Cumartesi, Ocak 5th, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Rüzgâr, yıldızlar ve su. Bir Afrika rüyasının uykusu düşmüş dalgalara. Işıltılı, kara bir yelken gibi ince direğinde geminin. Geçmekteyiz içinden bir sayısız bir ...
BİR HAZİN HÜRRİYET
Cuma, Ocak 4th, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan yoğurursun bütün nimetlerin hamurunu. Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı Karun etmek hürriyetiyle hürsün! Sen doğar doğmaz dikilirler tepene, işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan değirmenleri, büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan hürriyetiyle hürsün!
BİR KÜVET HİKÂYESİ
Perşembe, Ocak 3rd, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »1 Süleyman'a karısı telefon etti : — Konuşan ben, ben, Fahire. Tanımadın mı sesimden? Demek çok bağırdım birdenbire. Çığlık mı? Belki... Hayır, çocuklar hasta değil. Dinle beni : İşini bırak da gel, çabuk ol ama. Telefonda anlatamam, olmaz. Daha kıyamet kadar vakit var akşama. Saatlar, saatlar, kıyamet kadar. Sorma.
BİR KIZ VARDI JAPONYADA
Çarşamba, Ocak 2nd, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Bir kız vardı Japonyada ufacık, tefecik bir kız, Bir bulut vardı dünyada işi: öldürmekti yalnız. Bu bulut bu kızcağızın öldürdü nineciğini, külünü göğe savurdu, sonra, yine apansızın gelip babasını vurdu, sonra da kızın kendisini. Ve doymadı ve doymadı yeni kurbanlar arıyor. Atom ölümüdür adı, karanlıkta bağırıyor. Büyük bir birlik kuralım, canavarı susturalım. Savaş cengine gidelim, canavarı yok ...
BU VATANA NASIL KIYDILAR
Çarşamba, Ocak 2nd, 2008 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »İnsan olan vatanını satar mı? Suyun içip ekmeğini yediniz. Dünyada vatandan aziz şey var mı? Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Onu didik didik didiklediler, saçlarından tutup sürüklediler. götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. Beyler bu vatana nasıl kıydınız? Eli kolu zincirlere vurulmuş, vatan çırılçıplak yere serilmiş. Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. Beyler bu ...
BİR ACAYİP DUYGU
Cuma, Aralık 28th, 2007 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »«Mürdüm eriği çiçek açmıştır. — ilkönce zerdali çiçek açar ...
Dört güvercin (Nazım Hikmet’in son sürprizi)*
Perşembe, Aralık 27th, 2007 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Geldi dört güvercin suda yıkanmak için. Su mahpusane yalağındaydı. ve güneş güvercinlerin gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı. girdi dört güvercin yıkanmak için suyun içine. ve kederli toprakta dört insan baktı dört güvercine. Güvercinler hep beraber güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler. Durdurmaz onları demir ve duvar. güvercinlerin yumuşak kanatları var. Ve kanatlar Şimdi burda, şimdi damın üzerinde. İnsanların kanatları yok İnsanların ...
BEYAZIT MEYDANI’NDAKİ ÖLÜ
Perşembe, Aralık 27th, 2007 Posted in Nazım Hikmet RAN | Yorum Yok »Bir ölü yatıyor on dokuz yaşında bir delikanlı gündüzleri güneşte geceleri yıldızların altında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda. Bir ölü yatıyor ders kitabı bir elinde bir elinde başlamadan biten rüyası bin dokuz yüz altmış yılı Nisanında İstanbul'da, Beyazıt Meydanı'nda.